Temel Dönüşüm Liseleri ve Dershaneler

Temel dönüşüm liselerine gelince, yüce devletimiz 3800 dershaneyi kapatacağını söylediğinde bu kapatma neticesinde 4 yıllığına ilgili dershanelerin ufak tefek düzenlemelerle koleje dönüştürülebileceğini de ilan etti.

Toplamda 2000’e yakın dershane, dönüşmek için başvuru yapıp hazırlıklarını tamamladığı halde Sayın Milli Eğitim Bakanımızın, “Yahu bu kadar çok başvuru yaptınız ama biz her ilçede bir tane dönüşüm lisesine onay vereceğiz.” beyanında bulundu. Bu beyan sonrasında birçok arkadaşım beni aradı. Öncelikle şunu belirtelim. Dershaneci arkadaşlarım paniğe kapılmasın. İşte bu kitapla tarihe not düşüyorum. Üniversite sınavı olduğu sürece dershaneler devam edecektir. Ama isimleri “ders evi” olur, ama tabelalarına “mershane” yazarlar. Güneydoğu’da “Devletin kanunu 3 aydır.” derler. Merak etmeyin, kimse dershaneleri kapatamaz. Ortada bir sınav varken, Türkiye’deki tüm öğrenciler bu sınava giriyorken, 3 soru, 5 soru fazla çözerek, doktor olmakla su ürünleri mühendisi olmak arasında kader değişirken ister MEB yasaklasın, ister AB anayasa çıkarsın, dershaneler bir şekilde faaliyetlerini sürdürürler. Ama evinde, ama ofisinde insanlar dershaneciliğe devam edecektir. Benim çocukluğumdan beri akşam liseleri her yıl kapatılır. Her seferinde “Bu kez kesin kapandı.” deriz fakat akşam liseleri hala açıktır. Benim çocukluğumdan beri Sosyal Hizmetler Kurumuna bağlı anaokulları MEB’e aktartılacaktır, bu da gerçekleşmemiştir. Benim çocukluğumdan beri hangi Milli Eğitim Bakanı, Müsteşar, Özel Öğretim Genel Müdürü çağdaş ve modern eğitimden bahsetse bir hafta sonra mutlaka özel okulların ya da kursların özgürlüğünü engelleyici yeni yönetmelikler çıkarılmıştır. Sayın dershane sahipleri, sevgili öğretmenler, Çetin Altan’ın da dediği gibi enseyi karartmayın. Dünyada dershanenin olmadığı hiçbir ülke yoktur.

Amerika’da, Kumon dershane zincirinin 2500 şubesi vardır. İngiltere’de binlerce ders çalışma evi bulunur. İtalya’da, Fransa’da, Macaristan’da öğrencilerin okul başarısını artırmaya yönelik binlerce kuruluş vardır. Bu kitapla kendimi riske atıyorum ve üniversite sınavı olduğu sürece dershanelerin kapatılmayacağını iddia ediyorum. Gerekçelerim de şunlardır.

TCK’nin ruhsatsız ve izinsiz Özel Öğretim Kurumu açmayı yasaklayan 263. maddesi 2012 yılında kaldırılmıştır.(*) Dolayısıyla Bursa valiliğine MEB hukuk işleri müşavirliğinin yazdığı bilgi notunda belirtildiği gibi kaçak ve ruhsatsız kurumlara kabahatler kanunundan 500 TL ceza kesmekten başka hiçbir şey yapılamaz. Şimdi bazı MEB yöneticileri “Olur mu? Bizim yönetmeliğimiz var, kaçak kurumları valilik kararıyla kapatabilirim.“ diyeceklerdir. Doğrudur, valilik isterse Milli Eğitim İl Müdürlüğünün isteği üzerine bu kurumları mühürleyebilir.

(*) Kaynak: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/09/20140918-23.pdf


Ancak kapatılan kurumlar İdare Mahkemesine gittikleri takdirde TCK’de karşılığı olmayan bir suçtan dolayı anayasamıza göre hiçbir kurum ya da şahıs cezalandırılamayacağı için bu mühür anayasal gereklilikten dolayı muhakkak çözülecektir. Zaten önümüzdeki 6-7 ay içerisinde yüzlerce binlerce böyle dava açılacak, birkaç tanesi muhakkak kazanacak ve emsal teşkil edecektir.

  1. Halihazırda ülkemizde belediyelere, üniversite sürekli eğitim merkezlerine, İçişleri Bakanlığına diğer birçok kamu kuruluşuna bağlı yüzlerce, binlerce kuruluş Milli Eğitimden ruhsatsız eğitim vermektedir. Madem valiler Milli Eğitime bağlı olmayan ruhsatsız kuruluşları kapatıyorlar, o zaman Milli Eğitimden ruhsatı olmayan İstanbul ve Ankara belediyelerine bağlı 400’ün üzerinde eğitim kurumuyla başlayabilirler.
  2. Dershaneler, üniversite sınavı var olduğu sürece her şeyden önce bir insan hakkıdır. Bu kitabı okuyan sizlerin, gelecek sene lise son sınıfta okuyacak bir çocuğunuz olduğunu düşünelim. Bu çocuğunuz toplamda 5 soru fazla çözerse Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesini, 5 soru eksik çözerse Van 100. Yıl Tıp Fakültesini kazanacaktır. Durum böyle iken dershaneler kapalı olsa dahi çocuğunuzun özel ders alma isteğine hayır mı diyeceksiniz? Paranız varsa çocuğunuza fizikten, kimyadan, matematikten özel ders aldırmayacak mısınız?
  3. Şu halde dershanelerin kapatılması her şeyden önce parası olmayanlara, parası olanlara göre bir fırsat eşitsizliği yaratmayacak mıdır? Daha da kötüsü, ülkemizde 1 milyon 350 bin açık öğretim lisesi öğrencisi ve 100’e yakın açık öğretim lisesi ders takviye kursu vardır. Bu kurslar da mı yasaklanacaktır? Dershanelerin açık öğretim lisesi kursuna dönüşüp, takviye kursu adı altında üniversite sınavına öğrenci hazırlamasını kim engelleyecektir? Bu kursları da yasakladılar diyelim. Açık öğretime devam eden, lise çağındaki her 3 öğrenciden birinin ders takviye hizmetlerini kim verecektir? Meslek liselerinde ve imam hatip liselerinde, Anadolu liselerinden daha az ders saatinde gösterilen fizik, kimya, matematik, biyoloji, Türkçe derslerindeki az saatten doğan öğrenim eksikliğini hangi kuruluş giderecektir?
  4. Dershaneler kapanırsa evlerde toplanıp kaçak ve izinsiz, üstelik vergisini de ödemeden üniversiteye hazırlık çalışmaları yapan insanlara, evlere baskın düzenleyip mi engel olacağız? Kaç evi basacağız? Bu evlerin kapı girişlerinde polis ne diyecek de içeri girecektir? Evde toplanan öğrenciler ”Biz aramızda ders çalışıyoruz. Burada ticari bir faaliyet yok.” deseler MEB’in hangi müfettişi bu faaliyeti engelleyebilecektir?


MEB, dershanelerin kapatılmasıyla ilgili derin bir açmaza girmiştir. Bu açmazın derinliği öyle büyüktür ki üniversite sınavı olduğu sürece, kanunlarla, yasaklamalarla bu eğitimi durdurmanın hiçbir fiziki yolu yoktur. Zaten gerek de yoktur. Olayın dışarıdan bakış tekniğiyle özetlenmiş hali şudur. Bir ülkede yapılan ve insanların istikbalini tayin etmede en önemli etki kabul edilen bir sınava hazırlanmak isteyen öğrenciler, daha başarılı olmak için kendilerinden daha bilgili kişilerden ders almaktadır. Yüce devletimizin, öğrencilerin sayısal ve sözel bilgi ve becerilerini artırmak için hazırlanmalarını engellemekten başka işi yok mudur? Bütçesinde eğitime dünya ortalamasının çok altında para ayıran, öğrenci başı harcadığı ücret gelişmiş ülkelerin 5’te 1’i olan, özel öğretim kurumlarının yeni ve özgün çalışmalarına izin vermeyen, lisede okuyan öğrencilerinin 3’te 2’sini açık öğretim lisesinde, dini ve mesleki liselerde okutan bir ülkenin dershanecilik sektöründen başka Milli Eğitimde düzeltecek işi yok mudur?

Devletimizin dershaneleri kapatarak koleje çevirmeye çalışmaktaki gerekçesi fırsat eşitliği yaratma arzusudur. Burada duralım. 2000-2500 TL ortalama ücretle faaliyet gösteren dershaneler eğer koleje dönüşürlerse, 6.000-10.000 TL aralığında ücretle, yine aynı sayıya yakın öğrenci bulacaklardır. Sizin Anadolu lisesinde, genel lisede, imam hatip lisesinde okuyan bir çocuğunuz olsa, üniversite sınavına hazırlamak için bu çocuğunuzu lise son sınıfta dershane ağırlıklı, sınav ağırlıklı çalışan bir kuruma mı gönderirsiniz yoksa lise sonda aynı okula devam mı ettirirsiniz? Yanıt tabi ki ilk seçenektir.

Bu kitabın hazırlandığı dönemde Sayın Özel Öğretim Genel Müdürümüz açıklama yapmış, temel dönüşüm liselerine Eylül ayına kadar onay verilmeyeceğini, Eylül ayından sonra da yapılacak denetimlerle, denetimi geçen kurumların onay alabileceğini, geçmeyenlerin kapatılacağını söylemiştir. Yani temel dönüşüm lisesi 500 kayıt alacak, kayıt aldığı öğrenciye de “Yavrum benim açılacağım kesin değil. Eylül ayında müfettiş ağabeylerin gelecek. Ben var mıyım yok muyum karar verecek.” mi diyecektir? Bu kadarı artık hiçbir insafa sığmaz. Bu insafsız uygulama yüzünden de benim gibi bir vatandaş çıkar, federasyon üyelerinin haklarını savunmak amacıyla bu kitabı hazırlar.

Özel Öğretim Genel Müdürlüğünün temel dönüşüm liseleri hakkında yayınlamış olduğu 28 Şubat 2015 tarihli genelgesini bu yazının sonuna bir fıkra olarak koyalım.(*) Bu işten ekmek yiyen bir yönetici olarak Özel Öğretim Genel Müdürlüğünün bir yönetmeliğini şaka olarak nitelendirmem uygun değildir ama gelinen nokta başka bir nitelemeye imkan vermemektedir. İlgili madde özetle şöyle der:

“Dershaneden dönüşen özel temel dönüşüm liselerinin bursluluk sınavı yapması müdürlüğümüzce uygun görülmüştür. Ancak yapılacak bu sınavların ilan edilmesi, tanıtılması ve bu sınava öğrenci çağırılması yasaktır.”

(*) Ek - 4: Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 28/02/2015 tarihli genelgesi, Madde 16


Kısaca Özel Öğretim Genel Müdürlüğümüz harika bir iş yapmış, ülkemizde telepati yoluyla bursluluk sınavına öğrenci çağırılmasının önünü açmıştır.

Özel okulların tek sorunu sadece MEB ve ona ait denetim müesseseleri değildir. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin 2014 yılı içinde yaptıkları denetimlere bir göz atalım. Özel okul sahipleri ya da mali müşavirleri her kanunu harfiyen bilmek zorundadır. Kanunlar yetmez, şimdi göreceksiniz, kurumların dışa sızmayan, iç yazışma ve genelgelerini de bir şekilde elde etmek zorundadırlar. Ankara’da bir kolejimize gelen Çalışma Bakanlığı müfettişleri, devletimizin eğitim-öğretim yılı başında kendi öğretmenine verdiği 400TL civarındaki eğitim-öğretime başlangıç hazırlık ücreti adı altındaki ödeneği bizlerin öğretmenlerimize vermediğimiz gerekçesiyle, her öğretmenimiz için 3 asgari ücret ceza kestiler. 90 öğretmenimizin çalıştığı bu okula kesilen ceza akıllara ziyandı. Aslında hiçbir okul Çalışma Bakanlığının bu uygulamasını bilmiyordu. Okulumuz, Federasyonumuza başvurduktan sonra Çalışma Bakanlığından yeni emekli olmuş bir başmüfettiş tanıdığımızla buluştuk. Sayın emekli başmüfettiş bu cezanın 2 temel hatası olduğunu söyledi. Bunlardan birincisi özel okulların devletle aynı maaş ve sosyal hakları vermek zorunda olmayışıydı. Çalışma Bakanlığı müfettişlerine konuyu anlattığımızda “Tamam 400 TL olmasın ama siz de bir şey vermek zorundasınız.” dediler.

Bunun üzerine geçmişe dönük 10’ar TL para verdiğimize dair beyanda bulunmaya hazırlandık. Sonra sayın başmüfettiş elinde Çalışma Bakanlığının bir iç yazışmasıyla geldi. Bu iç yazışmanın müfettişlerce dışarı çıkartılması yasaktı. Bu yazıyla, benzer bir soruşturma yapan müfettişlerin kestiği cezanın haksız olduğu ve müfettişlerinin böyle bir ceza kesmemesi gerektiği, Çalışma Bakanlığınca kendi müfettişlerine çok daha önceden tebliğ edilmişti. Bu iç yazışma fotokopisini müfettişlere verdik. Onlar konuyu zaten biliyordu. Yazıyı görünce denetimi cezasız bir şekilde sonuçlandırıp, gittiler. Giderken de o yazıyı bize ileten vatan hainini bulup, gerekeni yapacaklarını ifade ettiler.

Sanki hep bu döneme ait, mevcut hükümete ait suçlamalar yapıyormuş gibi bir duruma düşmek istemem. Bir güzel hikaye de sosyal demokrat bir hükümetimiz bakanlığı döneminden olsun. Büyük bir ilimizde dershane işletiyorduk. Giriş kısmında merdiven sahanlığının altında Atatürk köşemiz vardı. Müfettişler denetim raporlarında “ancak” kelimesinden sonra noktalı virgül (;) koyarak her zaman olduğu gibi Atatürk köşemizin geliştirilmesini tenkit konusu yapmışlardı. Biz de merdiven sahanlığındaki Atatürk köşesini ışıklandırdık. Atatürk’ün birkaç sözünü daha yazdık. Ertesi yıl tekrar geldiklerinde Atatürk köşemizi yine beğenmediler, geliştirtmesini istediler. Biz de bunun üzerine alçıdan bir Atatürk büstü yaptırmaya karar verdik. Alçıcı, Atatürk büstünü yaptıktan sonra siyaha boyamış, bu durum bizim de hiç dikkatimizi çekmemiş. Müfettişler kurumu denetlemeye geldiğinde siyah renkli Atatürk büstünün çok acele değiştirilmesini istediler. Benim dershane müdürüm Atatürk büstünün rengini beyaz yaptırdıktan sonra Atatürkköşesini geliştireyim diye, altına kocaman kabartma yazıyla vecize yazdırmış. “Bana 1 harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” Müfettişlerimiz bu vecizenin Atatürk’e değil de Hz. Ali’ye ait olduğunu fark etmediler. Atatürk köşesi pek güzel olmuştu. Bizi tebrik ettiler, hep beraber döner yedik. Ben de bu güzel ülkeme 40 yıl köle olurum.

Aslında, Ak Parti hükümetinin gerek hedefleri gerekse özel eğitime bakışı gerçekten çok güzeldir. Sayın Cumhurbaşkanımızın çeşitli ortamlarda özel okulculuğun gelişmesi ve Türkiye’de özel eğitimin nüfusun en az % 8’ine ulaşması ideali her ortamda gözükmektedir. Bu uğurda özel okulların açılışına 5 yıl vergi muafiyeti, 7 yıl sigorta indirimi getirmek suretiyle ülkemizdeki özel okul sayısına bugüne kadar yapılandan çok daha fazla katkı sağlamıştır. Yine Ak Parti hükümetleri döneminde organize sanayi bölgelerinde açılan okullara öğrenci başı destek verilmesi ve halen faaliyetine devam eden kolejlere yine öğrenci başı eğitime katkı sağlayacak miktarda para ödenmesi ülkemizin eğitim özel sektörüne gerçekten inanılmaz bir katkı sağlamıştır. Meslek hayatımda geçirdiğim 24 yılda dürüstçesi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan kadar özel okulculuğa önem veren başka bir parti lideriyle karşılaşmadım. Ancak, yine Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi ülkemizdeki en büyük sorun bürokrasidir. İşte bu bürokrasinin Türk eğitimini getirdiği noktayı ve özel öğretim sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların neler çektiğini anlatmak için bu kitabı yazdım. Bu kitap Ak Partiye muhalif olmak ya da herhangi bir partinin propagandasını yapmak için kesinlikle yazılmamıştır. Sektörde 24 yılını geçirmiş, hemen her parti iktidarı döneminde çalışmış bir yöneticinin gördükleri ve yaşadıklarından ibarettir.

Aslında bu kitap şudur: Bir tarihte, bir ilimizde Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı yapan değerli bir dostumuz, o tarihte İsmail Cem’in kurmuş olduğu partinin bir şehirdeki milletvekilinin yanına çıkmak istedi. Ben de o vekili tanıyordum. Sayın Milli Eğitim Müdür Yardımcımız, benim de bulunduğum bir ortamda değerli vekile, ne kadar Atatürkçü olduğu, sosyal demokrat düşünceye gönül verdiği, bu yüzden de önünün kesilip, Milli Eğitim Müdürlüğü görevine bir türlü getirilmediği görüşünü beyan etti. Bu beyanı ben kulaklarımla duydum. Yıllar sonra aynı değerli dostumuz, bir ilin Milli Eğitim Müdürü olarak, o ilde yapılan Özel Öğretim Kurucuları toplantısında karşıma çıktı. Toplantı boyunca milli görüşten geldiğini, Milli Gençlik Vakfında görev aldığını ima etti. Ne demiş Neyzen Tevfik: “Türküyine o türkü, sazlarda tel değişti. Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.” Ülkemizde yöneticilerimizin en büyük sorunu, bürokrasinin kendisidir. Bürokrasinin büyüdüğü ülkelerde, devlet mutlaka küçülür.