Özel Anaokulları

Anaokullarının dertlerini ve sorunlarını anlatmadan evvel inanmakta güçlük çekeceğiniz, ülkemizde okul öncesi özel öğretim kurumlarının yaşadıklarını özetleyen 20 Nisan 2014 tarihli bir olay anlatmak isterim.

Amerika’da eğitim görmüş, sonra da doğup büyüdüğü ilde anaokulu açarak yurtdışında aldığı eğitimi paylaşmak isteyen, takıntı derecesinde eğitim aşığı, Samsun’da anaokulu işleten, çok iyi tanıdığım bir hanımefendi var. Bu bayan, Samsun’un en havadar, en güzel semtlerinden bir tanesinde yaptığı tüm birikimi harcayarak muhteşem bir anaokulu açtı. Meslek hayatımda, kiralık bir binaya bu kadar para harcandığını gerçekten görmedim.
Anaokulu çocuklarının parmağı kapıya sıkışmasın, oynadığı oyuncaklar onlara zarar vermesin, havalandırma tesisatı mikrop barındırmasın, anaokulunun mutfağı bu ülkenin en temiz mutfağı olsun diye 200 bin TL’ye yakın masraf yaptı. Her sınıfına 2 öğretmen bulundurduğu bu anaokulunda her öğrencisiyle tek tek ilgilendi. Çocukları doğal yumurta yesin diye kendi oturduğu evin bahçesinde 50’ye yakın tavuk besleyerek dünyanın en lezzetli yumurtalarını öğrencilerine yedirtti.

Sonra bir sabah ansızın yüce devletimizin müfettişleri geldiler. Ekte sunduğum evrakta da görüleceği gibi (*) öğrenci velileri, ara bir sokakta bulunan anaokulunu kolay bulabilsin diye koydurduğu yön levhalarına, “Amerikan Kültür Derneği Anaokulu” olan resmi ismini “AKD Kids” olarak kısaltarak yazdırdığı ve anaokulunun internet sitesinde “Samsun AKD Kids” ifadesi kullandığı için kapatıldı. İşte böyledir benim devletim. İncelediği kurumda
eğitim nasıldır, çocuklar hangi yumurtayı, eti yer, anaokulunun hangi kaliteli hizmetleri vardır, bu anaokulu daha iyi hizmet vermek için hangi maliyetlere katlanmış ve ne kadar yatırım yapmış bakmaz da 50 cm yol tabelasında adının baş harflerini kısalttı diye kurum kapatır. Bunu da Özel Öğretim Genel Müdürlüğü yönetmeliğe bağlayarak “Aman ha Milli Eğitiminden onaylı ismi dışında bir isim kullanan her eğitim kuruluşunu hemen kapatın.” diyerek her ile yazı yollar. (Oysa aynı tarihte kitabın eklerine fotoğrafını koyduğum üzere sizinde görebileceğiniz gibi Diyarbakır Belediyesi tabelasında Baxçeye Zorakan yazan güzel bir anaokulu açmıştı. Diyarbakır Belediyesi reklamcısı internete girmiş Amerikan Kültür’ün görsellerini indirmiş ve bizim tabelamızın aynısını Baxçeye Zorakan ismiyle kürtçe yazmıştı.

Sonuç olarak Samsun’lu kızımızın anaokulu, anaokuluna giden yol üzerinde tabelada KIDS yazdığı için kapanmış, Diyarbakır’daki anaokulu aynı tabelayı Kürtçe yazdığı için herhangi bir denetime uğramamıştı. Özel Öğretim Genel Müdürlüğü’nün uygulaması böyledir. Kürtçe serbest İngilizce yasaktır.) (**) (Milli Eğitim Bakanlığının artık bu işleri bırakması lazımdır. Ülkemizdeki kolejlerin %25’i yabancı şirketlere satıldığı dolayısıyla Özel İlkokul ve Ortaokulların 4’te 1’inin yabancılar tarafından işletildiği bir ülkede (***) ben Özel Öğretim kurumlarının isimlerini öz Türkçe istiyorum demek Özel Öğretim Genel Müdürlüğünün büyük bir yanlışıdır. ) (Bu arada dileyen dilediği okula istediği ismi verebilmelidir. Okullarda Kürtçe isimde serbest olmalıdır Ermenice isimde, İngilizce isimde serbest olmalıdır, Osmanlı isimleride... Dünya bunları çoktan aşmıştır. Kürt kökenli dostlarımın
açtığı anaokulunu elbette saygıyla karşılıyorum. Kaldı ki adı yabancı bir vatandaşımız ya da bir şirket, ismi Öztürkçe değil diye kendi ismini taşıyan bir okul yaptıramayacak mıdır?)

(*) Ek - 2 :Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 20/04/2015 tarihli yazısı
(**) Ek - 5 : Ülkemde Kürtçe okul ismi serbest İngilizce okul ismi yasaktır.
(***) Kaynak :http://emlakkulisi.com/doga-kolejinin-hissedarlari-yabanci-yatirimcilar-oldu/68606 - http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=171042
http://www.milliyet.com.tr/bahcesehir-koleji-ni-abd-li-carlyle-aldi/ekonomi/ekonomidetay/04.10.2011/1446471/default.htm

 

Devam edelim;

İnanmakta güçlük çekeceksiniz ama ülkemizdeki okul öncesi eğitim kurumlarının hemen hepsi kapanmak üzeredir. Bu ifadeyi okuyunca bu kitabı yazan kişinin saçmaladığını düşüneceksiniz. Oysaki memleketimizde birçok konuda olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı 2014 yılı itibariyle belki de farkında olmadan anaokullarının kapanması için 4 tane yönetmelik ve genelge çıkarmıştır.

Bunlardan birincisi, eşi benzeri görülmedik şekilde anaokullarından istenen fiziki standartlar yönetmeliğidir. Bu yönetmelikle anaokulu açmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Artarda çıkan standartlar yönergeleri (2014 yılı içinde özel öğretim kurumları için merdiven genişliği, asansör, yapı kullanma izin belgeleri v.s.) ile 6 ayda tam 3 ayrı yönetmelik çıkartılmıştır. Merdiven genişlikleri bazen artırılmış bazen azaltılmış, bazen binalara asansör mecburiyeti konulmuş, bazen eski tarihte başvuru yapanlar için asansör mecburiyeti kaldırılmıştır. Mevcut uygulama ise tüm açılacak anaokullarından asansör isteniyor olmasıdır.

Aslında ülkemizde 1 tane bile özel anaokulu yoktur. Sahipleri özel ama yaptığı her iş ve işlemde devlete bağlı, bakanlıktan izinsiz, ataması yapılmamış temizlik görevlisi bile çalıştıramayan, doğu bloğu ülkelerinin düşünce yapısıyla çerçevelenmiş, özgür olmayan, yapılacak derin bir incelemede her biri kolayca kapatılabilecek birçok anaokulumuz vardır. İkincisi ise Milli Eğitim Bakanlığının, 2511 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanmış olan Talim Terbiye Kurulunun 32 nolu kararını yürürlükten kaldırmasıdır. Bu ne demektir? Anaokullarında ve İlkokul 1. sınıflarında çocuklara oyunlarla, şarkılarla, eğlenceli olarak, bir başka yabancı dilin varlığını fark ettirmek amacıyla, Milli Eğitim Bakanlığından önceden izin almadan yapılan yabancı dil eğitimi programları için Talim Terbiye Kurulundan izin alma mecburiyeti getirilmiştir. Şimdi bu noktada, “Eeee, ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ülkemizde eli ayağı düzgün herhangi bir anaokulunda muhakkak bir yabancı dil eğitimi vardır. Özel okulların İngilizce eğitimi ilkokul 1. sınıfını da kapsayacak şekilde artık kurumun Talim Terbiye Kurulundan izin almasına şartlanmıştır. İşte bu noktada kurum yöneticilerinin aklından geçen düşünce doğal olarak şudur:

  1. Talim Terbiye Kurulundan onaylı bir programı alır, uygularız.
  2. Anaokulu olarak kendimiz bir program yazarız, Talim Terbiye Kuruluna onaylatırız.

Her iki ihtimal de yine Milli Eğitim Bakanlığının ilginç yönetmelikleriyle durdurulmuştur. Yani, Özel Öğretim Kurumu Genel Müdürlüğünün ekte (*) sunduğum yazısında görüleceği gibi Özel Öğretim Genel Müdürlüğü, Talim Terbiye Kurulundan onaylı bir programın başka bir anaokulu tarafından kullanılmasını yasaklamış, her anaokulunun ve özel okulun kendisine ait, özgün bir program hazırlamasını emretmiştir. Bu nokta çok hassastır. Ülkemizdeki 4000’e yakın özel okulun, ilkokul 1. sınıfta ve anaokulunda halihazırda vermiş olduğu yabancı dil eğitimi, eğer adı geçen kuruluşların Talim Terbiye Kurulundan onaylı, kendilerine ait özgün bir programı yoksa onaysız program uyguladığı için kapatılmaya başlamalarına sebep olmuştur. (Ülkemizde son 6 ayda 10’larca anaokulu Talim Terbiye Kurulundan onaylı yabancı dil programı bulunmadığı için kapatılmıştır.)

(*) Ek - 3 :Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 24/03/2015 tarihli yazısı


Şu halde 4000 özel okul ve 2000 anaokulu, Talim Terbiye Kuruluna, kendilerine ait, özgün bir yabancı dil eğitim programını onaylatmak mecburiyetindedir. İşte bu da 2 sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

Sıkıntı 1: Talim Terbiye Kurulunun 6000 tane yeni programı, başka tüm işlerini bir köşeye atsa, her gün 1 program onaylasa bile 6000 iş gününden evvel onaylama olanağı yoktur. 

Sıkıntı 2: Anaokulunda, çocuklara İngilizce eğitiminde öğretilecek kelimeler ve uygulama yöntemleri bellidir. Anaokulu çocuklarına, anne, baba, ay, güneş, mevsimler, renkler, altında, üstünde, yanında gibi kelimeler öğretilebilir. Öğretilirken de şarkılar ve basit oyunlar kullanılır. Hangi zihniyet bu eğitim metodunda, bu dar alanda, 6000 farklı özgün program istemektedir? Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün, yabancı dil eğitim programlarının her kurum için özgün ve tek tek hazırlanmasını ve Talim Terbiye Kuruluna onaylatılmasını istemesinde bir hata vardır. Bu hata muhakkak düzeltilmelidir.

Üçüncüsü, 2014 yılı Temmuz ayında çıkartılan yönetmelik neticesinde, eskiden de var olan ama artık çok daha sıkı uygulanmaya başlamış, yabancı isim kullanamama komedisidir. Yüce devletimiz artık yabancı isim ya da sonu “Kids” ile biten tabela kullanan anaokullarını kapatmaya başlamıştır. Kısaca anaokulunun adı “Final Kids” ise “Blue Kids” ise ya da “Ayşegül Kids” ise Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Genel Müdürlüğü bu anaokullarının kapatılmasını emretmiştir. Çünkü Genel Müdürlüğümüz anaokullarının Türkçe kelimelerle açılmasını emretmiş ve “Kids” kelimesinin, Türk toplumunda bir dejenerasyon yarattığı gerekçesiyle kullanımını kesinlikle yasaklamıştır. Peki, “Kids” kelimesi yasaklandığı zaman okul öncesi eğitim kurumları tabelalarına ne yazacaktır? Burası daha komiktir. Tabelalarda “Kreş” kelimesi yazacaktır. (Kreş kelimesi ingilizce günlük kullanımda anaokulu demek olan KIDS kelimesinin Fransızca karşılığıdır.)Ülkemizde halen 700’e yakın okul öncesi eğitim kurumunun Milli Eğitimde gözüken resmi ismiyle tabelalarındaki isimleri birbirlerinden farklıdır. Kısaca Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Genel Müdürlüğü ama onaysız yabancı dil programından, ama tabela isminde “Kids” yazıyor olmasından, uygun gördüğü anaokullarını, dilediği zaman kapatabilmektedir.

Dördüncüsü, Milli Eğitim Bakanlığının, anaokullarının Cumartesi günleri ve yarıyıl tatillerinde eğitim vermesini yasaklayan yönetmeliğidir. Hemen her anaokulu, Cumartesi günleri faaliyette olmasına rağmen, bakanlığımızın, valiliklerden özel izin almadan Cumartesi günleri özel anaokullarının açık olmasını yasaklaması çok ilginçtir. Anaokuluna çocuklarını gönderen velilerin büyük bir kısmı çalışmaktadır. Özel sektörde çalışanların birçoğu Cumartesi günleri de mesai yapmaktadır. Devlette çalışan velilerin Cumartesi günleri hasta anneleri, uğraması gereken dostları, kişisel bakım ihtiyaçları ve hatta evlerinin temizliği konusunda özel bir güne ihtiyacı yok mudur? Bir özel anaokulunun Cumartesi günü çalışması Milli Eğitim Bakanlığını neden ilgilendirmektedir? Yarıyıl tatilinde bir anaokulunun kapalı tutulması, çalışan anneleri mağdur etmemekte midir? Bakanlığımız Özel Öğretim Genel Müdürlüğünün, hafta sonları ve yarıyıl tatillerinde anaokullarının kapalı olması ile ilgili çok acele ve hızlı bir düzenlemeye ihtiyacı vardır. Haydi, bir de okul öncesi eğitim kurumlarının 5. büyük sorunu bu garip yazardan gelsin.

Bildiğiniz gibi, okul öncesi eğitim kurumlarının hemen hepsinde piyano dersi, bale dersi, satranç dersi, seramik dersi vs. gibi aktiviteler vardır. Bu aktivitelerin hepsinin öğretmeni Milli Eğitim Bakanlığına resmi olarak atanmak zorundadır. Özel Öğretim Genel Müdürlüğü baktığında görecektir ki neredeyse hiçbir anaokulunda atamalı müzik öğretmeni ya da sosyal aktivite öğretmeni yoktur ve bu derslere ait Talim Terbiye Kurulundan onaylı programları da mevcut değildir.

Kısaca, Türkiye’de her anaokulu ya program onayından ya isminden ya merdiveninden ya da kaçak piyano öğretmeni, satranç öğretmeni çalıştırmaktan bu gün kapatılacak durumdadır. 

Böyle saçma ve eşyanın tabiatına aykırı bir fiili durum kabul edilebilir mi? Ülkemiz okul öncesi okullaşma oranında gelişmiş ülkelerde % 70’e yaklaşan oranlara kıyasla % 15 seviyesiyle inanılmaz geride kalmıştır.(*)

Oysaki ülkemizde bir okul öncesi eğitim kurumu açmak için girişimci, önce Şehircilik Bakanlığından oluşturulacak bir kuruldan izin almak, daha sonra Sağlık Bakanlığından oluşturulacak bir kuruldan izin almak, daha sonra İtfaiye İl Müdürlüğünden izin almak, daha sonra Milli Eğitim Müfettişlerini binaya getirmek, daha sonra da Milli Eğitim Bakanlığından izin almak zorundadır. İsteyen sayabilir, bir okul öncesi eğitim kurumu açmak için tam 42 ayrı imzaya ihtiyaç vardır. En komiği de açılış prosedürünün işleyiş şeklidir. Açılış aşamasında bir okul öncesi eğitim kurumu, tüm hazırlıklarını tamamladığını düşünse bile okulunun açılıp açılmayacağı hakkında hiçbir fikre sahip değildir. Cümlemi bir kez daha tekrar ediyorum. Bir okul öncesi eğitim kurumu binasını kiralayıp, içine 100.000 - 300.000 TL arası masraf yapıp, sınıf bölmelerini, çocuk tuvaletlerini, öğrenci mobilyalarını, eğitim materyallerini alıp, tam hazır halde binasını kurarak Bakanlık Müfettişlerini çağırmak zorundadır. Bu aşamada bakanlığın açılışını kabul etmediği 100’lerce okul öncesi eğitim kurumu vardır. Dünyanın hiçbir yerinde “Önce parayı harca, daha sonra ruhsat verilip verilmeyeceğine bakarız.” düşüncesiyle anaokullarının izin bürokrasisinin işletildiğini düşünmüyorum.

Ama zaten, gelişmiş hiçbir ülkede okul öncesi eğitim kurumlarının tamamı tek bir merkeze bağlı değildir. Koca ülkede tüm okul öncesi eğitimin bir genel müdürlüğe bağlanması da ancak Türkiye’de olur.

(*) Kaynak: Hülya ÜNALAN GEDİK, “Japon ve Türk Eğitim Sistemlerinin Karşılaştırılması” makalesi


Ayrıca, Türk Ceza Kanununun 263. maddesi, yani izinsiz ve kaçak eğitim kurumu açmanın cezalandırıldığı madde kaldırılmıştır. Yani, isteyen, anaokulu açar ve hiçbir ceza almaz. Nitekim ülkemizde 10’larca belediyenin, 100’lerce Milli Eğitim Bakanlığına ya da Sosyal Hizmetlere bağlı olmayan anaokulu vardır. Şu halde, ülkemiz okul öncesi eğitimin toplam 4 tane başı vardır.

  1. İsterseniz, 42 tane imza alarak, dünyanın en zor bürokrasilerini aşarak, her an kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalarak bir anaokulu açarsınız.
  2. İsterseniz, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı, nedendir bilinmez, tapusunda kreş yazma mecburiyeti olan bir binayı kiralayarak Milli Eğitim Bakanlığı standartlarında istenen asansör gibi birçok prosedürle uğraşmadan, ama alabileceğiniz en yüksek ücret serbest piyasanın tüm kurallarına aykırı olarak, Sosyal Hizmetler Kurumu tarafından belirlenmiş bir kreş açarsınız. Sosyal Hizmetler Kurumundan ruhsat alan okul öncesi eğitim kurumlarının en büyük sorunu hizmetin fiyatının Sosyal Hizmetler Kurumu tarafından belirlenmesidir. Bu fiyat neye göre belirlenir? Mesela niçin bazı illerde 475 TL iken bazı illerde 650 TL’dir?) Ülkemizde Sosyal Hizmetler Kurumuna bağlı okul öncesi eğitim kurumlarının neredeyse hiç biri bu tavan fiyat uygulamasına uymamaktadır.
  3. Bir tanıdığınız varsa belediyeden çocuk ve oyun evi ruhsatı alarak, tıpkı belediyelerin yaptığı gibi hiçbir standart ve denetimle uğraşmadan anaokulunuzu açarsınız. Kimse de gelip sizi denetlemez. Ülkemizde bu tip 100’lerce okul öncesi eğitim kurumu vardır.
  4. Tıpkı birçok kuran kursu gibi hiçbir yerden ruhsat almaz, özel bir şikayet olmazsa tercihen dernek adı altında, Türk Ceza Kanununda herhangi bir cezai yaptırımı olmayan, izinsiz ve kaçak okul öncesi eğitim faaliyetinde bulunursunuz.

Bu kitabın ilk bölümünde Türk Eğitim Sistemi başarı oranlarını biraz acı bir şekilde ortaya koymuştuk. Eğitim sisteminin temeli anaokuludur. Çocukların kişiliği 3-7 yaş arasında oturur. Açılmasının bu kadar zor olduğu, bürokrasinin, limitleri aşarak, mevcut anaokullarının neredeyse % 80’ini dilediği zaman kapatabildiği, İngilizce programı yapmasının yasak, piyano dersi vermesinin izne tabi olduğu, Cumartesi günleri gizli saklı eğitim veren, 4 farklı şekilde açılabilen, isteyenin ruhsatlı, isteyenin ruhsatsız açabildiği anaokulları bu ülkenin gerçeğidir. Anaokullarımız böyle olduğu için, üniversite sınavında öğrencilerimiz matematikten sadece 5 soru yapabiliyorlar. Anaokullarımız böyle olduğu için İngilizce eğitiminde Avrupa sonuncusuyuz.

Anaokullarıyla ilgili hemen hızlıca uygulanabilecek, çok basit ve Türkiye’deki anaokulu sistemini hemen 1 yıl içinde Avrupa’daki benzerlerinin de ötesine taşıyacak çözüm önerimizi bu kitabın ilerleyen sayfalarında okuyacaksınız.